Vatanı sensiz düşlerimde düşünüyorum Kanım dondu kalbim durdu bende üşüyorum Rüyalarımda KEŞ dağlarından düşüyorum …Vatan sevdalı gençliği yetim ettin başkan …Sonsuzluğa aramızdan erken gittin başkan vatana yıllarca karşılıksız hizmet ettin Ülkü sevdanla Ülkücü gençliğe hükmettin Fikrinle mecliste tek başına hükümettin …Sevdanla vatan hainlerine settin başkan …Sonsuzluğa aramızdan erken gittin başkan
Değerli dostlarım, ülkemizde kırk yıldır yiğitliğiyle nam salmış bir dostum vardı. Bu günlerde o dostu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. O sadece bir siyasi parti başkanı değildi. O dost ki; adalet, sadakat, muhabbet, şefkat, tefekkür, vefa, güven, mütevazı, hoşgörülü, müşfik, aydın, samimi bir çile adamıydı. O, Ozan Arif’in tabiriyle KIRK ÇATAL YÜREKLİ Muhsin Yazıcıoğlu’ndan başkası değildi.
Kafkasya, Filistin, Hicaz, Yemen, Suriye, Irak, Makedonya, Romanya, Doğu Cephesi, Gâliçya ve Çanakkale Cephelerinde dedelerimin izlerini aradım. Babamın Dedesi: Deli İbrahim’in Gâliçya Cephesinde savaşmış bir gazi olduğunu öğrenirken, bunun yanında birçok çarpıcı bilgilerle karşılaştım. Çanakkale’de bir hilal uğruna batan güneşleri gördüm. Memleketlerine baktığımda; En çok şehit veren iller 2779 şehitle Balıkesir ve 2488 şehitle Konya olduğunu gördüm.
Balıkesir’de Ali Şuriri İlkokulu karşısındaki boşlukta eski ayakkabı tamircisi, kır, pala bıyıklı bir ihtiyar olan Cevdet (Alkalp) dede vardı. Bir akşamüstü konu Çanakkale’ye gelince ağlamaya başladı. Ve devam etti Rahmetli babam, Hafız Ali Çanakkale’de kaldığında anamın karnında yedi aylıkmışım. O’nu hiç tanımadım. Bir fotoğrafı bile yoktu. O günler çok zor günlerdi. Seferberliğin sıkıntıları, Kuvay-i Milliye zamanı, işgal yılları, kurtuluş,
Bugün Milli Şairimiz Mehmed Akif Ersoy’un 72. Vefat Yıl Dönümü. Saygıyla ve Rahmetle Anıyor, Fatiha’lar Gönderiyoruz. Mehmet Akif Ersoy (1873–1936), İstanbul Baytar Mektebini bitirmiş, bu meslekte ülkenin birçok yerini gezmiştir. 2. Meşrutiyetin ilk yıllarında Halkalı Ziraat Mektebinde Kitabet, Darülfünunda Edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Milli Mücadeleye katılmış Burdur Milletvekili olarak TBMM’ye girmiş ve Şubat 1921’de İstiklâl Marşı’nı yazmıştır. 1926–1936 arasında kaldığı Mısır’da Üniversite Türk Edebiyatı okutmuştur.
Nedendir bilinmez. Bizim Ülkemizde değerli insanlar geri dönemeyeceği yolculuğa çıktıkları zaman yoklukları hissedilir ve aranır olurlar. Hayattayken bu değerli insanların kıymetleri ve değerleri bir türlü bilinmez ve anlaşılmaz. İşte bunlardan biriside, ömrü boyunca Allah ve kullarıyla hep barışık yaşamış olan, yaptığı bütün dualarında. Ey sonsuzluğun sahibi sana kavuşmak istiyorum diye yakaran, bu yakarışı ise Rabbi tarafından kabul edilerek, 25 Mart 2009 tarihinde karlı bir kış günü akşamı gizemli bir şekilde Read More…
Âişe (ranha)’nın anlattığına göre Mekke’de ticâretle meşgul olan bir yahûdî, Rasûlullâh (sav)’in doğduğu gece, Allâh Rasûlü’nün dünyâyı teşrîfinin alâmeti olan yıldızın doğduğunu görmüş, Kureyş meclislerinden birine giderek: “–Ey Kureyşliler! İçinizde bu gece çocuğu doğan var mı?” diye sormuştu. “–Vallâhi bilmiyoruz!” denilmesi üzerine Yahudi: “–Ey Kureyş cemaati! Size söylediğim şeyi iyi belleyiniz! Bu gece âhir zaman ümmetinin peygamberi doğmuştur.
Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yılda İstanbul’da bir grup insanımız ellerinde “Hepimiz Ermeni’yiz(!)” yazılı pankartlarla yürüyüş yaptılar. Bu görüntüleri izlerken bir anda eski günlere, üniversite yıllarına döndüm. Elimde olmadan gözümde canlandı. Ermeniler HOCALI’da yapmış olduğu katliamın kanları kurumadan KELBECER şehrini kuşatmış 30 bin Azeri Türk’ünü öldürmeye hazırlanıyordu. Dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Merhum Ebulfeyz ELÇİBEY Kelbecer’deki vatandaşlarını kurtarmak için Türkiye’den 6 helikopter istemiş
Üstad Necip Fazıl bir arkadaşı tarafından 1980 öncesi Edirne’ye konferansa davet edilir. Konferansı verip Ankara’ya döner ama sonraki gün Edirne’de yerel gazeteden birkaç yazar yazılarında Üstada ağır hakaretlerde bulunurlar, konferansı tertipleyen arkadaşı bu yazıları toplayıp postayla Üstada yollar, bir süre sonra Büyük Doğu dergisinde küçük bir haber yayınlanır haberde söyle der:
Mustafa ÇALIK/Türkiye Günlüğü/ 98. Sayı İçerisinden geçtiğimiz süreç, yakın tarihimizin en hayatî ve en keskin dönemeçlerinden biridir. Bir yanda, Türkiye’yi önce bölüp parçalamak, sonra –‘büyük’ hesaplar değişince ve şimdilik- ‘paylaşmak’ için her türlü silâha başvuran bir terör örgütü ve onun örtülü, örtüsüz müttefikleri ve öbür yanda biz, hepimiz… ‘şüpheli’ bir ‘paket-proje’yi tartışalım isteniyor. “Biz, hepimiz…” kimiz, kimleriz?
Merhum Ömer Lütfi Mete’nin 2007 tarihinde Merhum Muhsin Yazıcıoğlu hakkında yazdığı yazıyı yayınlıyoruz…. Dün Ankara’da ‘çuval vakası’nın hesabını unutturmamak gayesi güden bir toplantıya konuşmacı olarak katıldım ve karşı tarafın bize yaptıklarına değil kendi kendimize yaptığımız kötülüklere ve yanlışlara yoğunlaşma çağrısında bulundum. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da bu toplantıda yaptığı konuşmada özel bir vurguyla kendi kendisini fena bağladı: -Çuvallayandan da, çuvallatan da muhakkak hesap soracağız!