M. Akif’in Türk Eğitimi’ndeki Yeri

Yazar: tunahan Mart - 13 - 2010 8 Yorum

Bugün Milli Şairimiz Mehmed Akif Ersoy’un 72. Vefat Yıl Dönümü. Saygıyla ve Rahmetle Anıyor, Fatiha’lar Gönderiyoruz.
Mehmet Akif Ersoy (1873–1936), İstanbul Baytar Mektebini bitirmiş, bu meslekte ülkenin birçok yerini gezmiştir. 2. Meşrutiyetin ilk yıllarında Halkalı Ziraat Mektebinde Kitabet, Darülfünunda Edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Milli Mücadeleye katılmış Burdur Milletvekili olarak TBMM’ye girmiş ve Şubat 1921’de İstiklâl Marşı’nı yazmıştır. 1926–1936 arasında kaldığı Mısır’da Üniversite Türk Edebiyatı okutmuştur.
Kurtuluş savaşı döneminde TBMM Hükümeti, öğretmenlere, aydınlara, bazı isyan bölgelerinde, isyancıları doğru yola getirmek için kurulan nasihat heyetleri’nde ve daha genel olarak, halkı Milli Mücadelenin amaçları hakkında aydınlatmaları amacıyla görevler vermiştir.
Mehmet Akif gibi bazı aydınlar da kendiliklerinden bu görevi üstlenmişlerdir. Mehmet Akif’in bu konudaki çalışmaları önem taşır. O, Büyük saygınlığı bulunan güçlü bir şair ve düşünür olduğu için, Kurtuluş Savaşı yıllarında giriştiği halkı aydınlatma çabalarında çok etkili olmuştur. O en önemli siyasi meseleleri bile Kur’an’dan örneklerle inandırıcı bir dille açıkladığı için, geniş kitleler tarafından büyük bir dikkatle ve saygı ile dinlenmiştir.
Şubat 1920’de Balıkesir Zağanos Paşa Camiinde şöyle der: “Yabancılar yüzyıllardır ayrılık tohumlarını aramıza serptiler. Eğer biz Müslümanlar yaşamak istiyorsak toplumda ayrılığa, dargınlığa yol açabilecek en önemsiz söz ve hareketlerden bile çekinmeliyiz.”
Kasım 1920 Kastamonu Nasrullah Camiinde; “güler yüz gösteren düşmanları dost edinmemek gerektiği” yolundaki bir ayeti (Âli İmran, 118) açıkladıktan sonra, sözü iç isyanlara getirir: “Müslümanlar gözünüzü açın! Yıllardır bizim iliğimizi kurutan iç meselelerin hepsi düşman parmağı ile çıkartılmıştır. Bugün de, BOZKIR, Adapazarı, Düzce, Biga, Gönen, Konya isyanları hep düşmanların işidir. Artık kime hizmet ettiğinizi, kimin hesabına bir birimizin gırtlağına sarıldığımızı anlamalıyız!”
Nasrullah Camiindeki bu konuşmasında Osmanlı Devleti’nin Sevr Antlaşması ile milletin nasıl esarete itildiğini gösterir. O batılı devletlerin Türkler ve Müslümanlara ilişkin oyunlarını halkın gözleri önüne serer. Fakat şu açıklamayı yapmayı da gerekli bulur: “Batılılara karşı olan duygumuzu hiçbir zaman onların ilmine, sanatlarına yansıtmamalıyız. Çünkü medeniyetin bu alanlarında onlara uymazsak yaşayamayız”
Mehmet Akif’in Eğitim Görüşleri Şöyledir:
Tanzimat’ta açılan mektepleri şöyle eleştirir: Bunlar TÜKETİCİ ADAM yetiştirmektedir. Ülkenin işine yarayacak, ihtiyaçlarını giderecek adam yetiştirememektedir. Çünkü öğrenciler “görmeden okumakta hayatı anlayamamaktadırlar.” Mekteplerden çıkanlar Batının müspet bilimini değil, kötülüklerini alıp gelmektedirler. Bu durumun sorumluları, milli, dini değerleri tanımayan, halkından kopmuş öğretmenlerdir.
Çocukları kendi yetiştiğimiz biçimde değil, Hz. Ali’nin de dediği gibi gelecek için ciddi biçimde ve eğitim biliminin esaslarına göre yetiştirmemizi ister. “Sekiz yaşında ezberlediğim birçok şeyi ancak otuz yıl sonra anlayabiliyorum!(…) Çocuklarımız bugün de okuduklarını anlamıyorlar, beyinlerinde bilgiyi emanet para gibi taşıyıp duruyorlar. Biz sersem olduk diye çocuklarımızı da mutlaka kendimize mi benzetmeliyiz?” diyerek belirtmiştir.
İyi bir öğretimde, öğretmenler kadar iyi ve uygun yazılmış ders kitaplarının da önemini savunmuştur.
Ona göre bizim arzulanan biçimde bir toplum olmamamız eğitimimizin hatasıdır. Bizi birey olarak değil, toplum olarak ta değiştirecek bir eğitime ihtiyacımız vardır: “Bakıyorum, ayrı ayrı pek iyi adamlarız. Bizi medeniyette geride bırakan milletlerin fertlerinde bizdeki büyüklükler yok. Sonra bakıyorum, bir yere bir toplum teşkil edemiyoruz. Çünkü o eğitimden yoksunuz. Bizim muhtaç olduğumuz eğitim asıl bu ikinci eğitim olacaktır.”
O medreselerinde şiddetle eleştirir: Medereseler artık İbni Sina, Gazali vb. gibi bilim adamları yetiştiremiyor, Kur’an’dan “kuru mânâ” çıkarmakla uğraşıyorlar, “yalancı dünya” felsefesi ile toplumu uyutuyorlar.
Halkın camilerde vaaz, hutbe ve nasihat yoluyla eğitilmesine de çok önem verir. Der ki: Camiler, halkın aydınlanması için ne uygun yerlerdir! Fakat ne yazık ki, cahil vaizler, hocalar İslâm’ı geniş kitlelere yanlış anlatıyor ve onları dini hikâyelerle meşgul ediyorlar. Ona göre vaizler “kâfir oldun!” tehdidi ile cemaati korkutmaktadır. Oysa halkı aydınlatması gereken bu kişilerin, insanların nasıl yoldan saptıklarını ve doğru yola nasıl getirilebileceğini bilmesi, insanların ellerinden tutup onlara yardımcı olmayı başarabilmesi gereklidir.
Bir yazısında, vaizler için der ki: “Vaaz (camilerde halka verilen öğütler, telkinler) bir israiliyat (eskilerin masal ve hurafeleri vs.) olacaksa vazgeçtik! Müslüman cemaate artık içtimaiyat lazım, içtimaiyat! (İçtimaiyat burada bilim olarak, Sosyoloji’den çok, dünyayı, toplumsal olayları anlamaya imkân verecek sosyal, siyasal bilgiler vs. anlamındadır). Doğuda, Batıda, Kuzeyde, Güneyde ne kadar Müslüman varsa zillet içinde, sefalet içinde, esaret içinde, yaşadığını, sefil bir milletin elinde kalan dinin mümkün değil yükseltilemeyeceğini bilmeyen, anlamayan vaizi kürsüye yanaştırmamalı. Vaiz milletin geçmişini ve bugününü bilmeli. cemaati geleceğe hazırlamalı…”
Ona göre Devletin çökmeye yüz tutmasının nedeni, beşikte kulağa fısıldanan, öğretmenler, yazarlar, devlet adamları tarafından işlenen bir hayat ve eğitim felsefesidir. Bu, dayakla terbiye vermeyi amaçlayan, korkak, ürkek, hareketsiz, karamsar nesiller yetiştiren bir felsefedir ve en büyük hatamız budur.
Sonuç olarak Mehmet Akif mektep ve medresenin ikisinden de mevcut halleriyle ülkeye gerçek bir yarar gelmeyeceğini söylemiş, eleştirileriyle dikkatlerin eğitim konusuna yönelmesinde etkili olmuştur. O eğitimde Batının bilimi ile Kur’an hükümlerinin ve milli değerlerimizin sentezini beklemiştir. Nesillerin beşikten başlayarak, ülke geleceğine ilişkin karamsar değil iyimser yetiştirilmesi gerektiğini haykırmıştır ki bu onun eğitim düşüncemize en önemli katkısıdır.

Mehmet Akif vasiyeti üzerine Çanakkale Şehitlerinin de bulunduğu Edirnekapı Şehitliğinde yatmaktadır. Ölümünden 72 yıl sonra bile görüşleri ne kadar haklı ve canlıdır. Bir NESLİ ASIM olarak rahmet ve şükranla anıyorum.
Kaynak: Prof.Dr. Yahya AKYÜZ; Türk Eğitim Tarihi. Kültür Koleji Yayınları İstanbul, 1994

Muammer TUNAHAN

Meram Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu

Beden Eğitimi Öğretmeni

muammertunahan@hotmail.com

© www.muammertunahan.com

İlgili olabilecek yazılar

  1. Çin, Doğu Türkistan’da Müslüman-Türk Katliamına Başladı…
  2. “Artık Yeter, Okullar Yangın Yeri”
  3. Dünyada Yeni Oluşumlar ve Türk Dünyası
  4. İstiklal Marşı’nın Kabulü
  5. Merhum, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Cenaze Merasim Proğramı
Eğitim, Tarih

Şimdiye kadar 8 yorum var.

  1. serdar kaya diyor ki:

    Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
    Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
    Nûr istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun!
    “Yandık” diyoruz… Boğmaya kan gönderiyorsun!
    Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
    Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
    Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
    Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
    Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn’i,
    En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn’i!…
    Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz’ın
    Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
    Emvâci hurûş-âver olurken melekûta?
    Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş’al-i vahdet,
    Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
    Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
    Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
    Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
    Solsun mu o parlak yüzü Kur’an-ı Hakim’in?
    İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
    Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
    Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
    Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
    Câni geziyor dipdiri… Can vermede mâsûm!
    Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm?
    Lâ yüs’ele binlerce sual olmasa du kurbân;
    İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!

    Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
    Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
    Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın…
    Yaksaydın a mel’unları… Tuttun bizi yaktın!
    Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
    Binlerce cevâmi’ yıkılıp hâke serildi!
    Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
    Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
    Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
    Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
    En kanlı senâatle kovulmuş vatanından,
    Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
    İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok…
    Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!
    Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
    Ağzım kurusun… Yok musun ey adl-i İlâhî!

    28.03.1913

  2. BİLGEKRAL diyor ki:

    ALINLAR TERLEMELİ

    Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,

    Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!

    Hayat elbette hakkın, lâkin ettir haykırıp ihkâk;

    Sağırdır kubbeler, bir ses duyar: Da’vâ-yı istihkâk

    Bu milyarlarca da’vâdan ki inler dağlar, enginler;

    Otumıuş, ağlıyan âvâre bir mazlûmu kim dinler?

    Emeklerken, sabî tavrıyla, topraklarda sen hâlâ,

    Beşer doğrulmuş, etmiş, bir de baktın, cevvi istîlâ!

    Yanar dağlar uçurmuş, gezdirir beyninde dünyânın;

    Cehennemler batırmış, yüzdürür kalbinde deryânın;

    Eser a’mâkı, izler keşfeder edvâr-ı hilkatten;

    Deşer âfâkı, birşeyler sezer esrâr-ı kudretten;

    Zemin mahkûmu olmuştur, zaman mahkûmu olmakta;

    O, heyhât, istiyor hâkim kesilmek bu’d-i mutlakta!

    * *

    *

    Tabîat bin çelik bâzûya sahipken, cılız bir kol,

    Ne kâhir saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayrân ol!

    Hayır, bir kol değil, binlerce, milyonlarca kollardır,

    Yek-âheng olmuş, işler, çünkü birleşmekte muztardır:

    Bugün ferdî mesâînin nedir mahsûlü? Hep hüsran;

    Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!

    Cihan artık değişmiş, infırâdın var mı imkânı,

    Göçüp ma’mûrelerden boylasan hattâ beyâbânı?

    Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır. Devr-i cem’iyyet.

    Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,

    “Şu vahdet târumâr olsun!” deyip saldırma İslâm’a;

    Uzaklaşsan da îmandan, cemâ’atten uzaklaşma.

    İşit, bir hükm-i kat’î var ki istînâfa yok meydan:

    “Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah(c.c.)’tan.

    Nedir îman kadar yükselterek bir alçak ilhâdı,

    Perîşân eylemek zâten perîşan olmuş âhâdı?

    Nasıl yekpâre milletler var etrâfında bir seyret?

    Nasıl tehvîd-i âheng eyliyorlar, ibret al, ibret!

    Gebermek istiyorsan, başka! Lâkin, korkarım, yandın;

    Ya sen mahkûm iken, sağlık ölüm hakkın mıdır sandın?

    Zimâmın hangi, ellerdeyse, artık onlarınsın sen;

    Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!

    Ezilmek, inlemek, yatmak sürünmek var ki, âdettir;

    Ölüm dünyâda mahkûmîne en son bir sa’âdettir:

    Desen bir kere “İnsânım!” kanan kim? Hem niçin kansın?

    Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.

    Bu hürriyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa’y ister:

    Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.

    İstanbul, 3 Teşrinievvel 1334 (1918)

  3. ekrem diyor ki:

    72 yılında andıgımız M.Akife allahtan rahmet diliyorum.yaşadıgı günlerde bu günü görmüş.yabancıdan dost olmayacagını ta ogünler milletimize anlatmaya çalışmış.türkün türkten başka dostu yoktur.hocam sizdende allah razı olsun degilse biz bu günü bile unutmuştuk.sayende ögrenmiş olduk.

  4. BİLGEKRAL diyor ki:

    ekrem bey düşüncenizi düzeltmenizi öneririm Tüm müslümanlar kardeştir.(gerçek müslümanlardan bahsediyoruz) Ben türkün türkten başka dostu yok desem her milletin bunu söyleme hakkı doğar buda müslümanlar arasındaki birliğe dinamittir böl parçala yut yani yahudinin istediği bu zaten üstelik akif bir arnavuttu çanakale şehitliğine git kaç çeşit ırktan şehit orda yan yana yatıyor Yada çeçenistana git orda zenciden tut arabı, iranlısı, türkü, kürdü, pakistanlısı omuz omuza ruslara karşı savaşıyor bosnada aynı manzara bunun gibi bir sürü örnek verebilirim. Daha dün kıbrıs savaşında tüm dünya sırtını bize dönmüşken Bizim gazete ve tvlerde küfredilen kaddafi en büyük destekçimizdi Silah araç gereç tüm yedek parçaları o sağladı hata hükümetimize açık çek göndererek savaş masraflarımızım bir kısmını karşılamıştır. saygılarımla
    serdar kaya

  5. tunahan diyor ki:

    bilgekral ve ekrem abi çok sagol

  6. Onun gibi maneviyatı, vatanseverliği tartışılmayan yzarların şairlerin çoğalması dileğiyle

  7. beşkazalı kemal düzgün diyor ki:

    hocam eline sağlık üstadın şiirleri dün osmanlıyı bugün filistini anlatmıyor mu ? selam ve dua ile

  8. Bozkırlı_kemal diyor ki:

    Bu kadar muazzam bulunacak bir şairin cenazesinin tıklım tıklım olması gerekmesi lazım ken sadece ogrencilerinin kaldırması büyük AYIBIMIZDIR


 

REKLAM

ÖNE ÇIKAN

Beden Eğitimi (BESYO) Özel

Posted on : Ağu - 28 - 2009

Beden Eğitimi (BESYO) Özel Yetenek Sınavında Başarıya Etki ...

Bu Vaziyetteki Bozkır’dan

Posted on : Mar - 12 - 2009

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki hatırladığım kadarıyla Bozkır’dan profesyonel ...

Meram Fevzi Çakmak İ.Ö.O.

Posted on : Oca - 8 - 2009

  08.01.2009 Saat 10:00 da Selçuklu Belediyesi halı sahasında ...

BBP Genel Başkanı Sayın M

Posted on : Mar - 25 - 2009

"Genel başkanımız Kahramanmaraş'taki mitingden sonra, Yozgat'a gitmek üzere ...